O gece Saitama şehrinin üzerine çöken sessizlik, bu üç genç için dünyanın en gürültülü sessizliğiydi. Koç Kenji’nin "hiçbiriniz uyuyamayacaksınız" sözü, bir kehanet gibi gerçekleşmişti.
Riku, yatağında bir sağa bir sola dönüp duruyordu. Gözlerini her kapattığında, as takım savunmacısının o sert omuz darbesini ve suratına sıçrayan çamuru hissediyordu. "Daha hızlı olmalıyım," diye fısıldadı karanlığa. Sabaha karşı saat 04:30’da, alarmı bile beklemeden yatağından fırladı. Ter içindeydi ama vücudu adrenalinle doluydu. Hiç düşünmeden spor ayakkabılarını bağladı ve daha güneş doğmadan tesislerin yolunu tuttu. Koşarken bacaklarındaki yanma hissi, ona hayatta olduğunu hissettiriyordu.
Aynı dakikalarda Kaoru, odasındaki loş ışıkta bir taktik tahtasına bakıyordu. Uyuyamamıştı çünkü zihnindeki o geometrik boşluklar bir türlü birleşmiyordu. "Hız yetmiyor, güç yetmiyor... Boşlukları ben yaratmalıyım," diye mırıldandı. Sakin bir şekilde hazırlandı, çantasını omzuna taktı ve evinden çıktı. Yolda yürürken bile karşıdan gelen insanların yürüyüş hızlarını ve adımlarını analiz ediyordu. Tesislere ulaştığında, Riku’nun çoktan antrenman sahasının etrafında tur attığını gördü.
Haru ise kendi küçük odasında, ağırlıklarının arasında uyanmıştı. Gece boyu as takım forvetlerinin o kurnaz hamlelerini düşünmüştü. "Beni deviremezler," dedi kendi kendine, sesi boş odada yankılandı. Dev cüssesiyle ayağa kalktı, soğuk bir duş aldı ve hiçbir şey yemeden tesislerin yolunu tuttu. Kapıdan girdiğinde Riku ve Kaoru ile göz göze geldi. Kimse konuşmadı ama üçünün de gözlerindeki o hırslı yorgunluk, her şeyi anlatıyordu.
Saat tam 09:00’da Koç Kenji, elinde o meşhur dosyasıyla antrenman sahasına girdi. As takım oyuncuları da yerlerini almıştı. Kenji, üç gence bakarak derin bir nefes aldı. "Dün geceki performansınız... Berbattı," dedi. Sahada bir ölüm sessizliği oluştu. "Ama," diye devam etti Kenji, "içinizdeki o vahşi açlığı gördüm. Bu takıma profesyonellikten ziyade, sizin o kontrolsüz enerjiniz lazım."
Kenji dosyadan üç tane resmi lisans kağıdı çıkardı. "Saitama Ravens kadrosuna alındınız. Ama sevinmeyin. Henüz birer 'hiç kimse'siniz. Yarınki maçta yedek kulübesinde başlayacaksınız. Eğer şans bulursanız, neden burada olduğunuzu kanıtlarsınız. Bulamazsanız, o koltuklarda çürür gidersiniz."
Riku, Kaoru ve Haru için bu hem bir zafer hem de ağır bir yüktü. Profesyonel formayı giymişlerdi ama henüz sahanın içinde değillerdi.
Antrenman başladığında as takım oyuncuları onlara hala "dışlanmış" muamelesi yapıyordu. Riku forvet antrenmanında en arkada bekletiliyor, Kaoru sadece yedeklerle pas çalışması yapıyor, Haru ise savunma çalışmalarında en sert darbelere maruz kalıyordu. "Hadi ama veletler!" diye bağırdı as takım kaptanı. "Burası mahalle maçı değil, burada sadece en güçlüler ayakta kalır!"
Riku, kendisine gelen sert bir pasa öyle bir hırsla vurdu ki, top kalecinin yanından bir mermi gibi geçti ama hoca "Daha iyi kontrol et!" diye bağırdı. Kaoru, ayağına gelen her topu tek dokunuşla en doğru yere gönderse de, as takımdaki orta sahalar onu görmezden geliyordu. Haru ise savunmada önüne gelen her topu süpürürken, vücudundaki morluklara aldırmıyordu bile. Antrenman boyu süren bu "aşağılama" ve "zorluklar", üçünün içindeki o gizli volkanı daha da patlamaya hazır hale getiriyordu.
Antrenman bittiğinde herkes bitkin halde sahanın ortasında toplandı. Koç Kenji’nin yüzü bu sefer her zamankinden daha ciddiydi. Arkasındaki dev ekranda bir sonraki rakibin logosu belirdi: Tokyo City FC.
"Dinleyin," dedi Kenji, sesi tüm tesiste yankılandı. "Yarınki rakibimiz Tokyo City. Ligin en zorlu, en zengin ve en acımasız takımı. Onlar için biz sadece birer antrenman kuklasıyız. Herkes bizim 5-0 yenileceğimizi ve resmen küme düşme hattının dibine çökeceğimizi düşünüyor."
Kenji duraksadı ve doğrudan yedek kulübesinin olduğu yöne, bizim üçlüye baktı. "Onlar düzenin çocukları. Biz ise... Biz kaosun çocuklarıyız. Yarın o stadyumda ya yok olacağız ya da tüm Japonya'nın ismimizi ezberlemesini sağlayacağız."
Riku, Kaoru ve Haru; Tokyo City logosuna baktılar. Yarınki maç, sadece bir futbol maçı değil, onların var olma savaşı olacaktı. Tokyo’nun devlerine karşı, Saitama’nın "İblisleri" ilk kez sahneye çıkmaya hazırlanıyordu.
***Download NovelToon to enjoy a better reading experience!***
Comments