Tokyo Dome Stadyumu'nun devasa çatısı altındaki uğultu, insanın kulaklarını sağır edecek kadar güçlüydü. Tribünleri dolduran binlerce kişi, ligin lideri Tokyo City’nin, lig sonuncusu Saitama Ravens’ı paspas gibi çiğnemesini izlemek için gelmişti. Skor tabelası 65. dakikada 2-0’ı gösteriyordu ve Ravens oyuncuları sahada hayalet gibi geziyordu. Tokyo City’nin kaptanı, Japonya’nın dahi çocuğu Ren Kaito, her dokunuşunda Ravens savunmasıyla dalga geçiyordu. Kaito sahada o kadar rahattı ki, sanki bir futbol maçında değil de kendi sarayında geziniyordu.
Yedek kulübesinin en ucunda, üzerlerinde o lanet olası fosforlu yeleklerle oturan Riku, Kaoru ve Haru’nun sabrı taşmak üzereydi. Riku’nun sağ bacağı sinirden durmadan titriyor, kramponlarının dişleri yedek kulübesinin zeminini aşındırıyordu. Kaoru ellerini kenetlemiş, Kaito’nun her hareketini zihninde bir satranç tahtası gibi analiz ediyordu. Haru ise kollarını bağlamış, sıktığı yumrukları yüzünden ön kollarındaki damarlar patlayacakmış gibi şişmişti.
Koç Kenji aniden yerinden fırladı. Ceketini savurarak kulübeye döndü ve o beklenen cümleyi kurdu: "Yeter bu kadar seyircilik! Hey, veletler! Isınmayı bırakın, içeri girin ve o sahayı cehenne çevirin!"
Üçü de aynı anda yeleklerini yırtarcasına çıkarıp attılar. Dördüncü hakem tabelayı kaldırdığında stadyumdaki uğultu bir anlığına kesildi. Kimdi bu çocuklar? Forması bile üzerine büyük gelen o zayıf çocuk, omuzları kapıya sığmayan o dev ve gözlerinden buz gibi bir zeka fışkıran o tip... Sahaya adım attıkları an atmosfer değişti. Artık sahada sadece futbolcular değil, zincirlerinden boşalmış üç iblis vardı.
Maç yeniden başladığında Ren Kaito, topu alıp Kaoru’nun üzerinden geçmeye yeltendi. Her zamanki kibriyle, "Yolumdan çekil velet, burası senin seviyen değil," dedi. Ama Kaoru yerinden kıpırdamadı bile. Kaito sağa hamle yaptığı an, Kaoru sanki rakibinin zihnine sızmış gibi topun gideceği noktaya ayağını uzattı. Topu bir cerrah titizliğiyle söktü ve o an bağırdı: "RIKU! ŞİMDİ!"
Riku, sanki bir jet motoru ateşlenmiş gibi yerinden fırladı. Beton zeminde değil, kusursuz bir çimde olmanın verdiği avantajla hızı mahalle sahasındakinin iki katına çıkmıştı. Arkasında bıraktığı çimler havalanırken, Tokyo City orta sahasını bir saniye içinde geçti. Savunma oyuncuları onu durdurmak için üzerine çullandı ama Riku "Blaze" moduna girmişti; vücudundan yayılan o hayali ısı, rakiplerini tereddüt ettiriyordu.
Tam o sırada Tokyo City’nin dev stoperi, Riku’ya uçan bir tekme atarcasına kayarak müdahale etti. Riku’nun havaya uçacağı kesindi ama araya bir kule girdi. Haru, sahanın diğer ucundan ışınlanmışçasına gelip Riku’nun önüne bedenini siper etti. Rakip stoper, Haru’ya çarptığı an sanki beton bir duvara çarpmış gibi geri fırladı. Haru bir milim bile sarsılmadı. "Küçük iblise dokunamazsın," diye gürledi Haru. Sesi stadyumdaki hoparlörlerden bile daha gür çıkmıştı. "Burası artık benim bölgem!"
Top boşta kalmıştı. Riku, havada asılı duran topa doğru bir yay gibi gerilerek zıpladı. Mahalledeki o tozlu günleri, yediği tekmeleri ve "asla başaramazsın" diyen sesleri düşündü. Tüm o birikmiş öfkeyi sağ ayağının tam üstünde topladı. Topa vurduğu an çıkan ses, stadyumdaki tüm tezahüratları bir bıçak gibi kesti.
Top, bir alev topu gibi Tokyo City kalesinin ağlarına takıldığında, kaleci topun geçtiğini bile fark etmemişti. 2-1! Stadyumda ölüm sessizliği hakim oldu. Saitama Ravens’ın "İblisleri", ligin yenilmez devinin kalesine mermiyi sıkmıştı.
Riku yere indiğinde, şaşkınlıktan donup kalan Ren Kaito’nun yanından geçti ve kulağına fısıldadı: "Asıl maç şimdi başlıyor, 'İmparator'. Sizin o parıltılı dünyanızı karartmaya geldik."
Koç Kenji kulübede kollarını bağlamış, hafifçe sırıtıyordu. Biliyordu ki bu sadece bir başlangıçtı. İblisler uyanmıştı ve artık Tokyo City için hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Kaito’nun gözleri öfkeden koyulaşırken, sahadaki tansiyon artık futbolun ötesine geçmişti. Bu bir savaştı ve ilk kan dökülmüştü
***Download NovelToon to enjoy a better reading experience!***
Comments